You are currently viewing Nöbetçi Cortazar

Nöbetçi Cortazar

Cortazar okumanın üzerimde garip bir etkisi oluyor. Sade ve duru bir üslupla karmaşık meseleleri ele almasına bayılıyorum. Yazmayı çok basit bir şeymiş gibi göstermesi ise sinirimi bozuyor. Dürüst olmak gerekirse, hasetle karışık bir hayranlık ve sevgi besliyorum eserlerine.

Gece serinlemeye başladıktan sonra kitabın son öyküsünü ertesi güne bırakmaya karar veriyorum. Büyük kedim Üzüm, hemen arkamda usulca horlayarak uyuyor. Küçük kedim Bıdış ise açık pencerenin kenarındaki masaya yatmış ve birini bekliyormuş gibi meraklı gözlerle hemen yan bahçedeki kamp alanına dalgın ama kararlı bakışlar atarken birden esniyor ve patisini yalayıp kafasına sürüyor.

Bilgisayarı kucağıma alıp Football Manager 2020 isimli oyuna kaldığım yerden devam ediyorum. Üç yıllık Ajax kariyerimi sonlandırıp Liverpool‘un başına yeni geçmişim. Takımın kadrosunu sil baştan yapılandırmaya niyetliyim. Yirmi beş yaş üstü tüm oyuncuları satış listesine koyup genç oyuncu piyasasına yöneliyorum. Otuz yedi yaşında genç bir teknik direktör profiline uygun davranmaya özen gösteriyorum.

Satış listesine koyduğum oyuncuların bazıları “Bana hiç şans vermeden beni nasıl satış listesine koyarsın?” şeklinde itirazlara başlıyorlar. Haklılar ama olay haklı haksız meselesi değil ki. Olay prensip meselesi… Hoşlandığınız birisi sizden hoşlanmadığında “Bana hiç şans vermeden beni nasıl reddedersin?” demekle eş değer… İnsanlar size şans vermezler, siz de insanlara şans vermezsiniz, bunda dramatize edecek bir şey çoğu zaman yok.

Şarkıların remixlerini yapanlara da keşke hiç şans verilmeseymiş zamanında!! Bir türlü sevemedim remix işini. Mantığını da anlayamadım, insanlar tarafından rağbet görmesini de anlayamadım. Bir şarkının orijinalini yemek masasında uyumlu bir şekilde sohbet eden bir arkadaş grubunun ortamına benzetirsek, aynı şarkının remixi yemek masasında kimsenin birbirini dinlemeden aklına geleni söylediği ve kaosun hakim olduğu bir ortama benziyor bence.

Gece ilerledikçe hava da giderek serinleşti. Artık yatsam mı diye düşünürken bizim sokağın ilerisine taşınan unlu mamüller fırınından yayılan ekmek kokusu üşüyen yerlerimi örten bir battaniye misali havayı kaplıyor. O kadar güzel bir koku ki, kalkıp havadaki kokuya dişlerimi geçiresim geliyor.

Saat üç buçuk olmuş. Yuh! Horozlar da ötmeye başladı. Bıdış’ın baktığı pencerenin oradan bir çıtırtı sesi geliyor. TV sehpasının üzerindeki kafa lambasını elime alıp açıyorum ve sese doğru tutuyorum. Yetişkin bir kirpi gözlerini kısarak ışığa bakıyor. Bıdış bir anda yatar pozisyondan dik bir oturuş pozisyonuna geçip kulaklarını dikerek kirpiye şaşkın gözlerle bakıyor. Kafa lambasını kapatıp Bıdış’ı kucağıma alıyorum. “Kirpi’nin zarafeti oğlum, Kirpi’nin zarafeti…” diyorum ve huysuz miyavlamasını kesmesi için Bıdış‘ı yere bırakıyorum.

Pencereyi kapatıyorum ve yatak odasına doğru yürüyorum. Kapanmadan evvel güncelleme yapan bilgisayarın ekran ışığından başka bir ışık yok şu an evde.

Cortazar’ın;

“Her şey hem gerçek, hem yumuşak, hem de parmak basamadığı bir tatsızlıktaydı; sıkıcı bir film seyrederken, ey ne yapalım, sokakta olmak daha da beter diye düşünüp sinemada kalmak gibi bir şey.”

cümlesi üzerinde düşünürken uyumaya çalışıyorum.

Bir cevap yazın