You are currently viewing Geçmişe Yolculuk: Paolo Di Paolo

Geçmişe Yolculuk: Paolo Di Paolo

Roma, 1961

Geçtiğimiz aylarda ziyaret ettiğim birçok sergi oldu, her birini ayrı ayrı sindirdikten sonra üzerlerine düşündüğümde aralarından üç ismin özellikle dikkatimi çektiğini, hafızamda yer ettiğini ve her nereye gitsem artık benimle geleceklerini fark ettim. Halihazırda okumakta olduğunuz bu yazı o isimlerden ilkine dair: Paolo Di Paolo. Gelecek yazılarımda ise diğer ikilinin eserlerini, bu sanatçılara dair izlenimlerimi ve kendi penceremden görünen manzarayı sırayla burada sizlerle paylaşıyor olacağım.

Roma, 1960

Vivian Maier’inkine benzer bir hikayeyle başlıyor her şey: Paolo Di Paolo’nun kızı Silvia Di Paolo yirmili yaşlarındayken kaybettiği patenlerine rastlamak umuduyla evi alt üst ettikten sonra kendini babasının tozlu mahzeninde buluyor, bir yandan da 250,000 negatif, baskı ve slaytla dolu bir sandığı…  Henüz yaşı küçük, anlam veremiyor keşfettiklerine, ne de olsa babasını bir tarihçi, filozof olarak bilmiş bunca zaman, meraktan soruyor kendisine böyle bir koleksiyonu nasıl topladığını, yolunun ne sıklıkta antika pazarlarına düştüğünü… En sonunda tüm bu fotoğrafları babasının çektiğine uzun bir süre ikna olamıyor.

Milano, 1962
Sardinya, 1966

1925, Güney İtalya, Larino şehri doğumlu Paolo Di Paolo, 2. Dünya Savaşı sonrası Roma’ya fotoğrafçı olma hayalleriyle yerleşiyor. Il Mondo dergisinde 14 yıl çalışırken 573 fotoğrafı basılıyor. Çoğunlukla İtalya olmak üzere Japonya, İran ve New York seyahatlerini de içeren yolculuğu, gittiği her yerde dönemin en ünlü sinema ve sanat isimleriyle tanışmasıyla devam ediyor. 1966’da çalıştığı derginin iflas etmesiyle fotoğrafı bırakıyor ve asıl sebebinin çağa ayak uyduramadığı olduğunu belirtiyor. Ardından geçen 50 yıl içerisinde geçmişte hiç paylaşmadığı kareleri de içeren sayısız fotoğrafı, büyükçe bir sandığın içerisinde kızı tarafından dünyaya sunulmayı bekliyor.

Venedik, 1963
Roma, 1966

Sergiye dair ilk izlenimim İtalyan bir Bresson ile tanışmakta olduğumdu, heyecanlanmıştım; özellikle sokak fotoğraflarında kompozisyonların nefes kesen geometrik unsurları beni hayrete düşürmüş, birçok eserin önünde kendimi o zamanlara gitmiş, o capcanlı, siyah beyaz olsa da rengarenk hissettiren akışın içine dahil olmuş bulmuştum. Paolo Di Paolo arşivi halen oldukça yeni ve yapım aşamasında olduğu için gözlerimle gördüğüm çoğu kareye ne yazık ki ulaşamadım; haliyle ancak çok ufak bir kısmını sizlere iletebiliyorum. Ne şans ki, yukarıda bahsettiğim kızı Silvia Di Paolo, bugünlerde hayatını babasının eserlerine adamış durumda ve kendisine ulaşabildiğimde ilk ricam serginin mümkün olursa Türkiye’de de soluk bulması olacak.

Viareggio, 1959

1950 ve 60’ların savaş sonrası İtalya’sında sokak doğasını kendi yorumuyla en doğal halleriyle arşivleyen Paolo’nun bir diğer güçlü yanı portreler; kızından dinlediğimiz üzere özellikle bazı kareleri öyle samimi ve özel ki, fotoğrafçı zamanında bu türden karelerini basınla paylaşmayı uygun görmemiş. Ardındaki sebebin ise ölümsüzleştirdiği kimlikler ile kurduğu güven ve dostluk bağı olduğunu dinliyoruz, bu da bizlere fotoğrafın aslında ne kadar çıplak ve özel bir gerçeklik olabileceğini hatırlatıyor belki. Oysa fotoğraf görülmek için değil miydi, kimdi böyle söyleyen? Dergimizin haftalık söyleşilerinde de yer yer tartıştığımız bir konuyu öne çıkarıyor tam da bu nokta: özellikle günümüz dünyasında fotoğrafın paylaşılmak dışında nasıl bir işlevi olduğu. Elbette paylaşmak güzel, farklı görüş, eleştiri ve beğeniler almak, kısacası çoğalmak; ancak aynı zamanda derim ki ne şanstır yere göğe sığdıramadığımız tek bir kareye bile sahipsek, o karenin yalnızca bir çift gözün önündeki değeri fotoğrafçıya yetiyorsa; işte o zaman tekleşmek de güzel.

New York, 1963
Roma, 1957-58
Roma, 1955
Roma, 1959
Los Angeles, 1963
Roma, 1958
Roma, 1956

Bu tanışıklık sonrası siz değerli okuyucularımıza hoşça kalın demeden önce, yakın zamanda yabancı bir blogda film fotoğrafçılığına dair karaladığım yazının son kısmını burada da paylaşmak istedim:

Şimdi bir şarkı var duyduğum, çok çok uzaklardan gelen tınısı. Müzisyenler artık hayatta değil, aynı bir zamanlar yaşamış birçok büyük fotoğrafçı gibi; ancak hala o müziği duymak mümkün ve o notaları takip edebilmek değerli. En sonunda aslolan da zaten insanın kendi bakışına dair keşfi, kendi şarkısını dillendirmesi.

Paolo Di Paolo, bu yolda bana yalnız değilsin diyen isimlerden biri oldu; neredeyse bir asır geçmişten duyduğum sesi… Fotoğrafla ve sevgiyle kalın dilerim, önümüzdeki haftalar tekrar buluşmak üzere.

Efe ERSOY

İletişim: [email protected]

Efe Ersoy

1993 Bursa doğumludur. 2011’de Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi ile başlayan öğrenim serüveni Lizbon, Portekiz’de devam etmektedir. Bahçeşehir Üniversitesi Psikoloji mezunudur. 2017 yılından bu yana film fotoğrafçılığı ile yakından ilgilenmekte, kendini bir renk koleksiyoncusu olarak tanımlamaktadır. Fotoğrafçılık, yaşamında kendini arayışıyla paralel yönde gelişen; deneyim ve bilgiyle yoğruldukça da hayatına daha derinden nüfuz eden bir tutku halini almıştır. Başlıca portre, sokak, obje ve mimari fotoğrafçılık alanlarında üretmeye devam ederken nihai amacı zamana ve kendisine meydan okumak; dünyaya yönelttiği penceresinden görünen manzarayı arşivlemek ve paylaşmaktır.

Bir cevap yazın